Kayıtlar

Haziran, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HAYATIMIZ SENDROM !

Modern zamanların en ilginç ve deniz tarihinin en büyük kazası olarak literatüre geçen Estonya Feribotu Kazası, 28 Eylül 1994'te Baltık Denizi'nde meydana gelmiş olup, olay sürecinde yaşananlar insan psikolojisi üzerine bir sendroma da isim vermişti;   Estonya Feribotu Sendromu... Peki bu kazayı ilginç yapan neydi? Açıklayalım; Estonya’dan çıkıp Stockholm (Stockholm da bir sendrom ismidir bu arada) Limanı’na giden feribot, gece yarısı kıyıya yakın ve sığ bir yerde akıntı nedeniyle kayaya çarpar ve su almaya başlar. Feribotta 989 kişi vardır ve nerdeyse tamamına yakını iyi derecede yüzme bilmektedir. Kaptan ve diğer görevliler, feribotun şu almaya başladığı andan itibaren  doğal olarak, yolcuları sakinleştirici anonslar yapmaya başlarlar. Yolculara “ Sayın yolcularımız, lütfen panik yapmayın; dünyanın en güçlü feribotundasınız, feribot batmayacaktır”   ve benzeri sözler söylerler. (1912'deki Titanik faciasında da yola çıkarken böyle iddialı sözleri hatırlarsınız. ) Gördüğü...

(ÇERKEZ)KÖY SİYASETİ

Geçtiğimiz hafta herhalde Çerkezköy'ün en önemli gündemi Belediyede olan yolsuzluk mevzusuydu. İşin en güzel yanı ise bu yolsuzluğun bizzat Belediye Başkanı Sn. Vahap Akay tarafından açıklanıp, Çerkezköy Savcılığına başvurmasıydı. Herhalde uzun yıllardır Türk siyasetinde görülmeyen bir olaydır bu. Genelde böyle yolsuzluklar muhalefet tarafından ortaya çıkarılır, Belediye Başkanlığını elinde tutan siyasiler ise savunma durumunda olur. Bu sefer süreç farklı işledi. Gerçi olay ihbar sonucunda meydana çıktığına göre, ihbarı yapan kişi Sn.Akay'a değil de diğer siyasilere de ulaşabilirdi. Olay bu yönüyle de ortaya çıkabilirdi. Burada ilkeli bir tavır şunu gerektirir; bir yolsuzluk varsa, ucu kime kadar giderse gitsin peşi bırakılmamalı... Belediye imar ve muhasebe işlemlerinde sahte tahakkuk ve sahte tahsilat makbuzlarıyla şimdilik iç personelden birkaç kişinin adının geçtiği, dış bağlantılarının da beklendiği, Savcılık soruşturmasının devam ettiği bu konuda maalesef yerel siyasetimi...

KARNENİZİ ALDINIZ !

Değerli okurlar, geçtiğimiz Cuma günü tüm öğrencilerimiz karnelerini aldılar. Ders yılı sona erdi. Peşinden hemen Cumartesi ve Pazar günleri Yükseköğretim Kurumları Sınavları (YKS) üç oturum şeklinde yapıldı; TYT (Temel Yeterlilik Testi) , AYT (Alan Yeterlilik Testi) ve YDT (Yabancı Dil Testi)... Öncelikle çocuklarımızın karnelerine değinmek istiyorum. Şöyle ki; o karneler sadece çocuklarımızın değil, anne babaların, öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, il ve ilçe milli eğitim müdürlerinin, Milli Eğitim Bakanının ve diğer bürokratlarının, nihayetinde hükümetin ve onu yönetime getiren seçmenin de eğitim alanında karnesidir. Yok efendim okullarda disiplin kalmamış, çocuklar saç, sakal, küpe, pirsing ile geliyormuş, sigara içiyormuş, öğretmenine saygısız davranıyormuş, okula zarar veriyormuş, sadece erkekler değil kız öğrenciler de sokakta küfürlü konuşuyormuş...İşte bunların tüm sorumlularını yukarıda yazdım. Okullarda kıyafet serbestliğini, erkek öğrencinin küpe takmasını, okula devam e...

İSTANBUL ADAYLARI HAKKINDA GERÇEKLER....

Son günlerin en çok konuşulan mevzusu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri. Seçim tartışmaları, iptali ve yenileme kararı sonrası bu seçim artık İstanbul'un meselesi olmaktan çıkıp tüm Türkiye'nin meselesi haline geldi. Ülke olarak bu sebepten ötürü gergin bir Ramazan ayı geçirdik. Adaylar sanki genel seçim varmış gibi Türkiye'yi dolaştı. Gittikleri yerlerde, insanlardan İstanbul'daki akrabalarından oy istemeleri yönünde talepte bulunuldu. Adaylarla ilgili her gün sansasyonel bir haber çıkıyor. Kimi Trabzon gibi milliyetçi bir şehire Pontus ve Rum imasında bulunma ahlaksızlığını yaparken, kimisi de havaalanında VİP'ten geçemediği için valiye hakaret etme densizliğinde bulunuyor. İki tarafı objektif olarak değerlendirmeye çalıştığımızda şunları söyleyebilirim; Ekrem İmamoğlu’nu, Beylikdüzü Belediye Başkanı iken diktiği ve  Türkiye'de ilk ve tek Rauf Denktaş anıtı  üzerinden eleştirme çabası, Denktaş ailesinin İmamoğlu ve anıt lehinde açıklamalarıyla ...

NE BAYRAMLAR ESKİSİ GİBİ NE DE BİZ...

Adettendir, her bayram geldiğinde eskiler yad edilir. Bizler de hep birlikte bir ramazan ayı ve bayramı idrak ettik. Gösterişli ve bir kuş sütünün eksik olduğu zengin, pahalı iftar sofralarında orucumuzu açıp, açların halini anlamaya çalıştık.Bazı ramazan ve iftar programlarında kukla gösterileri, tiyatro gösterileri izledik. Ama hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını da hep birlikte gördük. Güney Kore'ye ait Gangnam Style şarkısı eşliğinde Karagöz-Hacivat gösterileri izledik. Garipsedik belki ama elimizden düşürmediğimiz, hayırlı ramazanlar, hayırlı cumalar mesajlarını aksatmadan attığımız telefonların çoğu da Güney Kore yapımı zaten. "Ayla" filmindeki Ayla da Güney Koreli değil miydi? O zaman bunda bir gariplik yok herhalde. Neyse eski ramazanlar ve bayramlar konusuna devam edelim; eski ramazan bayramları büyüklerden uzakta bir tatil olarak görülmekten ziyade bir sıla-i rahim yani anne-babayı, akrabayı, eşi dostu ziyaret fırsatıydı. Belki iftarı İsrail'in pahalı hurmal...