KARNENİZİ ALDINIZ !

Değerli okurlar, geçtiğimiz Cuma günü tüm öğrencilerimiz karnelerini aldılar. Ders yılı sona erdi. Peşinden hemen Cumartesi ve Pazar günleri Yükseköğretim Kurumları Sınavları (YKS) üç oturum şeklinde yapıldı; TYT (Temel Yeterlilik Testi) , AYT (Alan Yeterlilik Testi) ve YDT (Yabancı Dil Testi)...

Öncelikle çocuklarımızın karnelerine değinmek istiyorum. Şöyle ki; o karneler sadece çocuklarımızın değil, anne babaların, öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, il ve ilçe milli eğitim müdürlerinin, Milli Eğitim Bakanının ve diğer bürokratlarının, nihayetinde hükümetin ve onu yönetime getiren seçmenin de eğitim alanında karnesidir.

Yok efendim okullarda disiplin kalmamış, çocuklar saç, sakal, küpe, pirsing ile geliyormuş, sigara içiyormuş, öğretmenine saygısız davranıyormuş, okula zarar veriyormuş, sadece erkekler değil kız öğrenciler de sokakta küfürlü konuşuyormuş...İşte bunların tüm sorumlularını yukarıda yazdım.
Okullarda kıyafet serbestliğini, erkek öğrencinin küpe takmasını, okula devam etmeyen serserinin dahi sınıf geçmesini, sınıfta kalmayı imkansız hale getiren düzenlemeleri, liyakati olmadığı halde bir partizanın çocuğunun okuluna yönetici olarak atanması düzenini senin seçtiğin irade gerçekleştirdi. Öğretmeni ihbar hattı Alo 147 gibi bir garabeti getirip öğrenci veli karşısında öğretmeni itibarsızlaştıran yine senin seçtiğin iradeydi.

Bu olumsuzluklarla ilgili kimse üstüne sorumluluk almak istemiyor. Herkes topu birbirine atıyor. Ancak sorumlular belli. O zaman çare aranırken de bu sorumlulardan başlanmalı değil mi?

Peki sizce sorumlular önce kendilerine, sonra maiyetindekilere bu hesabı soruyor mu?

Önce anne baba kendini sorguluyor mu; yahu bu çocuğu okula attık gitti, hiç sorup soruşturmadık, toplantılara gitmedik, çocuğun ders çalışma, eğlenme zamanlarını, beslenmesini, psikolojisini, eve akşam kaçta geldiğini, kimlerle arkadaş olduğunu takip etmedik. Şimdi ürün zamanı kimi suçluyorum?

Öğretmen kendini sorguluyor mu; evet mesleki hayatında liyakat, adalet ve eşitliğe dayalı bir ödül ve ceza, kariyerde yükselme imkanı olmayabilir. Veya herkes kendi yandaşını kollayabilir. Hatta sen karıncayı incitmezken ceza alabilirsin, diğeri defalarca çocuklara ve yetişkinlere tacizde ve tecavüzde bulunsa dahi sendikal ve siyasi gücüyle bunu geçiştirebilir! Buraya kadar haklısın öğretmenim. Peki tüm bu yaşananlar senin öğretmenliğini layıkıyla yapmamanı gerektirir mi? Mesela bu olumsuzluklara ve adaletsizliğin kitabını yazanlara karşı sen bir sendikaya üye olup mücadele için adım attın mı? Kendini mesleki olarak geliştirmek için haftada demiyorum, yılda kaç kitap okuyorsun hiç düşündün mü? Öğrencilere bir gün olsun vatan, millet, devlet sevgisi aşılamak için zaman ayırdın mı? Öğrencilere tavrın, konuşman, günlük hayatın ile olumlu örnek olduğunu düşünüyor musun?

Gelelim okul idarelerine...Okul idarelerimiz çalışan ile çalışmayanı, özveri gösteren ile "mış gibi" yapanı ayırdediyor mu? Yoksa müdürün sendikasından olunca dünya toz pembe mi oluyor? Okul idaresi eğitim yöneticiliği mi yapıyor? Yoksa bir siyasi partinin veya onun sendikal kolunun borazanlığı için mi çırpınıyor? Mesela personel için ödül ve ceza sistemini adaletli uygulayabiliyor mu? Yoksa bunun için tek kıstas "benim adamım", "benim sendikalım" mevzusu mu? Şapkayı önünüze alıp düşünün bakalım.

Aynı sorular İl, ilçe milli eğitim müdürleri, şube müdürleri için de geçerli. Acaba eğitim için mi çırpınıyorsunuz, yoksa bir sonraki basamak için şov peşinde misiniz? Açtığınız soruşturma veya verdiğiniz ödüllerde adaletli olduğunuza inanıyor musunuz? Mesela aday öğretmen iken dahi öğrencisi ile ilişki yasayan ahlaksızın öğretmenliğe devam etmesine müsaade ediyor musunuz? Sicili taciz, tecavüz olayları ile dolu bir ahlaksızı sırf sendikal ve siyasal yakınlık nedeniyle koruyup kolluyor musunuz? Hiç sordunuz mu, sicili yüz kızartıcı mevzularla dolu olan bu kişi nasıl Öğretmen olarak kalmış? Kimlerin sayesinde? Yine soralım; okul müdür ve müdür yardımcılıklarına atama öncesi mülakatlarda infaz ve yandaş listeleri hazırlıyor musunuz? Ödül ve başarı belgeleri hazırlarken listeler liyakata göre mi, yoksa malum sendikaya göre mi hazırlanıyor? Tek soru yeterli aslında; mesleğinizde liyakat, adalet, eşitlik, hakkaniyet esaslarına uyduğunuzu düşünüyor musunuz? Çünkü buna uyacağınıza dair memuriyete girişte namus ve şeref üzerine yemin etmiştin, unutma!

Yukarılara çıkalım! Mülki amirler, Merkez teşkilatı bürokratları, Milli Eğitim Bakanı; hepiniz hakkaniyete dayalı bir yönetim sergilediğinizi düşünüyor musunuz? Çünkü sizlerin de kanunlar ve ettiğiniz yeminler doğrultusunda sorumluluklarınız var. Yoksa eğitimin içinde çete haline gelmiş malum sendikanın tüm yaptıklarına göz mü yumuyorsunuz?
İşin hükümet kısmını sorgulamaya gerek yok. Zaten hükümet, siyasi partilerden oluşuyor. O siyasetini kirli veya temiz yapabilir. Peki devletin bürokratı, memuru; senin bunu yapmaya hakkın var mı? Sen partinin adamı mısın, yoksa devletin mi? Bunları keşke sorsanız kendinize!

O nedenle eğitim şu hale gelmiş, öğrenci şöyleymiş, böyleymiş, şimdiki gençlik falan diye kimsenin sızlanmaya hakkı yok! Onu hep birlikte o hale biz getirdik!

Not: Tüm öğrencilerimize üniversite sınavlarında başarılar. Sonuçlar temmuzda açıklanacak....


15 Haziran 2019

Burak CANDAŞ 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

NE BAYRAMLAR ESKİSİ GİBİ NE DE BİZ...

BEKÂ MI, VEFÂ MI YOKSA MANTIK MI?

ÖNCE ADALET Mİ YOKSA KANUN MU?