HAYATIMIZ SENDROM !

Modern zamanların en ilginç ve deniz tarihinin en büyük kazası olarak literatüre geçen Estonya Feribotu Kazası, 28 Eylül 1994'te Baltık Denizi'nde meydana gelmiş olup, olay sürecinde yaşananlar insan psikolojisi üzerine bir sendroma da isim vermişti; Estonya Feribotu Sendromu...

Peki bu kazayı ilginç yapan neydi? Açıklayalım; Estonya’dan çıkıp Stockholm (Stockholm da bir sendrom ismidir bu arada) Limanı’na giden feribot, gece yarısı kıyıya yakın ve sığ bir yerde akıntı nedeniyle kayaya çarpar ve su almaya başlar. Feribotta 989 kişi vardır ve nerdeyse tamamına yakını iyi derecede yüzme bilmektedir.

Kaptan ve diğer görevliler, feribotun şu almaya başladığı andan itibaren  doğal olarak, yolcuları sakinleştirici anonslar yapmaya başlarlar. Yolculara “Sayın yolcularımız, lütfen panik yapmayın; dünyanın en güçlü feribotundasınız, feribot batmayacaktır” ve benzeri sözler söylerler. (1912'deki Titanik faciasında da yola çıkarken böyle iddialı sözleri hatırlarsınız. )

Gördüğünüz gibi buraya kadar bir ilginçlik yok. Feribotun su almaya başlamasıyla batması arasında yaklaşık bir kaç saat süre geçmiştir. İşin ilginç kısmı şimdi başlıyor; Feribot su almaya başlayıp, yan yatmış olmasına rağmen görevlilerin sakinleştirici uyarılarına uyan ve su tahliye işlemlerini büyük bir sükûnetle izleyen yolculardan 852'si feribotun adım adım batmasını izlerken hayatını kaybetmiştir.

Feribot su almaya başladığında akıl ve mantığını kullanıp gemiyi terkeden 137 yolcu ise kurtulmuştur. Yolcuların büyük kısmı yüzme biliyordu zaten ancak ölen 852 kişinin % 98'i iyi derecede yüzme bilen kişilerden oluşuyor. Olayı ilginç kılan kısım bu. Bu 852 kişi nasıl oldu da göz göre göre batışı izleyip gemiyi terketmedi? Günümüz psikoloji dünyası bunu halen açıklayabilmiş değil. Ama bu olaya "Estonya Feribotu Sendromu" adını vererek literatüre geçirmiştir.

Şimdi "gemi batarken ilk fareler terkeder" söylemini duyar gibi oluyorum. Hayır efendim, burada akıl ve mantığın kullanılmasından bahsediyorum.

Bu sendromu alın, günümüz siyasetine, ekonomisine, parti içi muhalefetlere uygulayın ve düşünün!

Tabiiki buradan, ülkeyi, vatanı terk etme algısı çıkmamalı. Aksine ekonomide, siyasette, eğitimde, ahlakta batışı izlemek yerine“nasılçözüm yolu buluruz” onu düşünmeliyiz. Sonunun felakete gittiğini göre göre bazı günübirlik partizan menfaate dayalı siyasi söylemlere kanmayı bırakmalı ve yeni demokratik, akılcı, bilime dayanan çözüm yolları aramalıyız. Tüm göstergeler ortada. Bize birşey olmaz diyerek batışı izlemek ve günü kurtarıcı pembe yalanlar ile vakit geçirmek yerine daha cesur ve radikal kararlar alabilmeliyiz. Estonya Feribotu Sendromu hepimize ders olmalı.

Tabi, bu feribot nereye gidiyordu, dikkatli okuyucularımız yukarıda fark etmiştir; Stockholm'e...Bu da bir sendrom ismi; Stockholm Sendromu. Bu sendrom da özetle; "Bir insanın kendisini zora sokan, üzen koşulları kabullenmesi, benimsemesi hatta savunması, sıkıntıya sokan koşulları oluşturan nedenleri görmemesi, ezilmesine rağmen ezenin yanında yer alması" olarak da tanımlanabilir.

Bu sendromu da başka bir yazımızda detaylı inceleriz ancak sakın Estonya ve Stockholm arasında sıkışmayın. Ümidimizi tabiki kaybetmeyelim ama kös kös oturarak da kurtulacağımızı zannetmeyelim!

Sağlıcakla kalın.


29 Haziran 2019

Burak CANDAŞ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

NE BAYRAMLAR ESKİSİ GİBİ NE DE BİZ...

BEKÂ MI, VEFÂ MI YOKSA MANTIK MI?

ÖNCE ADALET Mİ YOKSA KANUN MU?