İSTANBUL ADAYLARI HAKKINDA GERÇEKLER....
Son günlerin en çok konuşulan mevzusu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri.
Seçim tartışmaları, iptali ve yenileme kararı sonrası bu seçim artık İstanbul'un meselesi olmaktan çıkıp tüm Türkiye'nin meselesi haline geldi. Ülke olarak bu sebepten ötürü gergin bir Ramazan ayı geçirdik.
Adaylar sanki genel seçim varmış gibi Türkiye'yi dolaştı. Gittikleri yerlerde, insanlardan İstanbul'daki akrabalarından oy istemeleri yönünde talepte bulunuldu.
Adaylarla ilgili her gün sansasyonel bir haber çıkıyor. Kimi Trabzon gibi milliyetçi bir şehire Pontus ve Rum imasında bulunma ahlaksızlığını yaparken, kimisi de havaalanında VİP'ten geçemediği için valiye hakaret etme densizliğinde bulunuyor.
İki tarafı objektif olarak değerlendirmeye çalıştığımızda şunları söyleyebilirim;
Ekrem İmamoğlu’nu, Beylikdüzü Belediye Başkanı iken diktiği ve Türkiye'de ilk ve tek Rauf Denktaş anıtı üzerinden eleştirme çabası, Denktaş ailesinin İmamoğlu ve anıt lehinde açıklamalarıyla boşa çıktı. 2 yıl önce "Makarios heykeli dikildi" polemiği üzerine milliyetçi gençler anıta tepki göstermiş, Makarios'a zarar vereyim derken Kıbrıs Davasının Denktaş öncesi yolbaşçısı olan Dr.Fazıl Küçük heykeline de zarar vermişlerdi. Gençlerin Londra'da imzalanan o tarihi Kıbrıs Antlaşmasına ait fotoğraf karesini bilmemeleri normal de, koca koca okumuş insanların bunu halen sakız halinde çiğnemeleri çok ilginç.
O Anıtta heykeltıraş Azmi Sekban tarafından, KKTC'nin kuruluş öyküsü Antlaşma imza anı (ki karede Denktaş'ın masaya yumruğu vurduğu an resmedilmiş), Türk askeri, bayrak figürü ve ortada koskoca Rauf Denktaş heykeli ile canlandırılmıştı. İşte bu anlatımların bir parçasında Türk düşmanı ve Türk katili Makarios'un da bulunduğu bir rölyef kullanılınca tartışma başladı. Halbuki üç kısımdan oluşan anıta Rauf Denktaş'ın eşi, kızı ve oğlundan destek gelmişti. Hatta Denktaş'ın eşi Aydın Hanım, bu anıtın açılması hakkında o kadar duygulanmış ki, ağlayarak konuşuyor. Sahip çıkılsın, Denktaş'a saygı gösterilsin diyor.
Peki olayı provoke eden kimdi? Beylikdüzü Belediyesi AKP meclis üyesi Mücahit Birinci. Kim bu Mücahit Birinci? Gerçek adı Niyazi Birinci olan ve tarihi Türk şahsiyetlerine ve Atatürk'e hakaretleriyle bilinen Yavuz Bahadıroğlu'nun oğlu Mücahit Birinci...Niye farklı isimler kullanıyorlar onu bilmiyoruz tabiiki...
Yine İmamoğlu'nun (Türk Milliyetçiliğinin yoğun duygularla yaşandığı şehir olan) Trabzonlu oluşu üzerinden yürüyerek, kökeni Rum gibi asılsız söylemlerle yıpratılmaya çalışılması doğal olarak hem Trabzonlulardan hem de İmamoğlu cephesinden tepki çekti. İmamoğlu çıktı "9 kuşak ceddimi bir çırpıda sayarım, siz sayabilir misiniz?" diyerek hem rest çekti hem de bu asılsız iddiaları boşa çıkardı.
Ordu Havaalanında VİP bölümünden geçirilmemesi üzerine CHP milletvekilinin sinirli, agresif tavrına karşın İmamoğlu'nun itidalli tutumu ise kendisine puan kazandırdı. Valiye o talimatı verenler ise vatandaşın gözünde olumsuz puan aldı.
Binali Yıldırım ise her gittiği ilde "ben de buralıyım" vb. klasik hemşericilik üzerinden yürüyerek oy devşirme telaşında...İmamoğlu'na VİP yasağı uygulandığı günlerde, Binali Yıldırım'ı Erzincan'dan Diyarbakır'a uğurlamaya gelen halkın, bırakın VİP'i, uçakların bulunduğu apron kısmına kadar alınması ise (ki çok tehlikeli bir durumdur) "adaletsizlik" olarak değerlendirildi.. Yıldırım'ın Diyarbakır'da Kürtçe konuşması, "Kürdistan mebusu" gafı, geçmişteki çözüm süreci yanlışını hatırlara getirdi. Ardından Binali Yıldırım'ın pkk terör örgütünü pekaka olarak değil de, tıpkı pkk yandaşları gibi pekeke olarak telaffuz etmesi tepki çekti. Diyarbakır'daki bu söylemler ve aynı günlerde Teröristbaşı Öcalan'a bayram ziyareti izni verilmesi gibi gelişmeler yeni bir çözüm süreci mi başlıyor iddialarını güçlendirdi.
Binali Yıldırım'ın Diyarbakır'daki "Kürdistan" ve "Pekeke" söylemlerine Devlet Bahçeli'den veya taşradaki en üç teşkilat sorumlusundan bir tepki bekleyen milliyetçi camia yine sükût-u hayale uğradı. Henüz hiç bir açıklama yok! Devlet Bey, Türk Milliyetçisi - Turancı bir hareketin başında olduğunu unutmuş olsa gerek, İstanbul'a mitili atıp hemşehri dernekleri üzerinden seçimi kazanma stratejisi geliştirince "turancılıktan hemşericiliğe evrilen" milliyetçi harekete, gönül ve emek verenleri üzmüştür...En azından rahmetli Başbuğ Türkeş gibi "Ne Kürdistan'ı ulan" çıkışı bekliyor insan doğal olarak...
Meral Akşener’in 20 yılı aşkın süre önceki İçişleri Bakanlığı hakkında "stajyer bakan" hitabı ile devlet terbiyesiyle bağdaşmayan bir hitapta bulunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, eminim 28 Şubat günlerini hatırlıyordur. Rahmetli Erbakan'ın dahi terleye terleye de olsa boyun eğdiği baskıya karşı tek dik duran kabine üyesi, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'di. 28 Şubatı o günlerde eleştirmeye korkanlar, 12 Eylül ihtilaline şakşakçılık yapanlar gibi on yıllar sonra 28 Şubat'a laf söyleyebilirken, kendisini bakanlığın çıkışında "yağlı kazığa oturtmakla" tehdit eden güçlere karşı anında resti çeken bir yüreğe sahiptir Meral Akşener. Stajyerliğinde bunu yaptıysa asalette neler yapardı bir düşünün! En azından bir 29 Ekim 2014'te Cumhuriyet Bayramı gününde pkk, peşmerge, ypg güçlerini gövde gösterisi yaptırıp, vatan toprağımızı kirletmelerine müsaade edip, üzerine bir de devletin kasasından lahmacun ısmarlamazdı! Fatih'in fethettiği günde yani 15 Ağustos 1461'in yıldönümünde 15 Ağustos 2010'da Sümela Manastırını pontusçu rumlara ayine açmazdı!
Söylenecek o kadar çok şey var ki, bunları kasaba siyasetinden arınıp, okuyup düşünecek insan gerek! Maalesef insanımıza da bu fırsatı vermiyorlar. Sürekli bir yalan haber bombardımanı ile doğru ve yanlış bir arada sunularak bir nevi hile yapılıyor; tıpkı Muaviye'nin Hz.Ali'ye Sıffin Savaşı'nda ve devamında Hakem Olayında yaptığı hile gibi.
Lütfen! Biraz sorumlu siyaset yapınız ki, insanlar daha fazla gerilmesin. Ortalık toz duman olduğunda belki siz olmayacaksınız ama biz vatandaşlar yine bu ülkede yaşıyor olacağız. Bunu istemeye hakkımız var !
9 Haziran 2019
Burak CANDAŞ
Yorumlar
Yorum Gönder