15 TEMMUZ İHANETİ VE HUTBEDEKİ SAMİMİYET
12 Temmuz 2019 Cuma hutbesini dinleyenleriniz olmuştur. Öncelikle bu hutbenin Diyanetin ülke geneli hutbesi olduğunu belirtelim. Hutbe Yüce Allah'ın ayetinden verilen "yalan" konulu bir örnek ile başlayıp peygamberimizin “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar, Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” hadisiyle devam ediyor. Tabiki konu fetö ihaneti.
Devamında hatip; "...Suret-i haktan görünerek yıllarca insanımızın imkân ve değerlerini istismar eden FETÖ, en sonunda vatanımıza, istiklal ve istikbalimize kastetti....", "...15 Temmuz gecesi milletin meclisini yıkmaya, gençlerimizi ve geleceğimizi esarete sürüklemeye çalışanlar, bunu din kisvesine bürünerek yaptılar..." gibi muhteşem tespiti okudu. Bunlara katılmamak mümkün mü?
Özellikle 'suret-i haktan görünmek' ve 'din kisvesi' tabirlerine vurgu yapmak istiyorum. Çünkü aynı yanlışlar halen yapılmaya devam ediliyor. Fetö gitti, yerine başka benzer unsurlar devlet içinde yapılanmaya başladı. Ve yine her şey göz göre göre oluyor. Yine bir çok şey din kisvesi altında yapılıyor; eğitimde, dinde, siyasette, seçimlerde hepiniz bu kisveleri fark ediyorsunuzdur! Ayrıca bu sözlerin asıl muhatabı olup da hiç üzerine alınmayanlar veya fetö irtibatı olduğu halde bir şekilde görevine devam edenlerin olduğu eleştirileri de haksız gibi durmuyor...
Peki, "Unutmayalım ki, kendini gizleme, olduğundan farklı görünme, ikiyüzlülük, yalan, tehdit ve şantaj gibi yöntemlerle ayakta kalan FETÖ, asla İslami bir yapı değildir." sözlerine katılmamak mümkün mü, değil tabiiki. Ancak bu cümlede geçen ahlaksızlıklar son buldu mu? Yukarıda bahsedilen aynı ahlaksızlıkları devletin çeşitli kurumlarını ele geçiren başka güç odaklarının yaptığına hiç şahit olmadınız mı?
Hutbede sözü edilen "Kur'an ve sünnete aykırı düşen hiçbir bilginin dini değeri yoktur." tespitine aykırı uygulamaları ve bu odaklara maddi, manevi destek verenleri günlük hayatta halen görmüyor musunuz? Kur'an ve sünnet kişiye, bir hizibe, partiye veya devre göre farklı yorumlanamaz.
Şimdi bazı siyasileri peygamber gibi gören, benim ömrümü Allah ona versin diyerek farkında olmadan şirke giren, Allah'ın ayetiyle dalga geçen, ayetteki akrabaya yardım etmeyi, devlette akrabasını kayırıp kadrolaşma olarak algılayıp bunu TV ekranlarında hiç utanmadan milyonların gözünün içine baka baka deklare eden zihniyete de diyecek bir sözümüz olmalı değil mi? Ama yok, aynı hatalar zinciri devam ediyor.
Günlük siyasette daha birkaç gün önce çokça haberde izlediğimiz ve malûm bir parti içi muhalefetle ilgili bir konuda söylenen "Bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok!" söyleminin derhal ilk cuma hutbesinde "...Kibirle, riyayla, fesatla, iftirayla ümmetin birliğini zedelemek, tefrikaya kapı aralamak asla kabul edilemez." şeklinde yer bulması da "camide siyaset" eleştirilerini haklı çıkaran bir detaydı. Resmen bir partinin iç meselesiyle ilgili, milyonlarca kişiye mesaj gibi bir açıklama. Yine yanlış, yine aynı hatalar...
Hutbede hatibin dediği gibi "Dini kendi menfaatleri için kullanmaya çalışanlara fırsat vermeyelim." Şimdi hatip bu sözü söylerken ister istemez acı bir gülme geldi camide bana, hatta yanımdaki vatandaş da garip garip yüzüne baktı. Kim bilir hakkımda ne düşündü? Önemli mi, değil tabii ki. Ben ise yıllardır dini kendi menfaatleri için kullananları ve kullandıranları düşünüyordum film şeridi gibi...Tabiiki bu hutbeyi okuyan hatip hakkında, geçmişte fetö ile alakalı hikayelerini anlatan kişiler, fetö soruşturması olduğu halde henüz soruşturma sonuçlanmadan görevine devam eden müdürler aklıma geldi. Ehliyeti olmadığı halde destan kahramanı gibi lanse edilen ama sonra foyası ortaya çıkan kamyon şoförü (!) Şerife Boz ve o kamyonun İstanbul Büyükşehir Belediyesine yüksek meblağa satılması aklıma geldi. 15 Temmuzda hayatını kaybeden kişilerin ailelerinin bu konudaki isyanı ve özellikle oğlunu ve eşini kurban veren Nihal OLÇOK hanımefendinin isyanları aklıma geldi.
Her şeyde samimiyet çok önemli. Hutbede daha da çok önemli! (Nihal Hanımı twitter adresinden takip ediniz, nelere isyan ettiğini göreceksiniz.)
15 Temmuz ihanetinin tüm yönleriyle irdelenmesi, 40 yıllık Fetöcülerin sanki uzman gibi sözüne itibar edilmemesi, bu ihanete bulaşanların mevki, makam, statü, zengin, fakir, etnik köken, vakıf, dernek vb. kazanım ve aidiyetleri düşünülmeden gereğinin yapılması elzemdir ve acildir.
Bu vesileyle 15 Temmuz gecesi tek kaygısı vatan olarak meydana çıkıp hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum.
13 Temmuz 2019
Burak CANDAŞ
Yorumlar
Yorum Gönder