BEKÂ MI, VEFÂ MI YOKSA MANTIK MI?

31 Mart Yerel seçimleri dün gerçekleşti. Sonuçlar açıklandığında sizce bekâ mı, vefâ mı yoksa mantık mı kazanacak?


Bekâ kısmını tabiki cumhur ittifakı ekseninde düşünmek gerekir. Vefâ ise istemeden veya kazanamayacağını bilerek de olsa ahde vefâ göstererek oy veren kesimi yansıtıyor. Mantık ise, geçmişteki siyasi yaşanmışlığını bir kenara bırakıp, tabuları yıkıp ülke menfaati neyi gerektiriyorsa ona yönelen kesimi ifade ediyor.

Tüm bunlar bir yana, Türk tarihinde, Türk milletinin ilk defa iradesini ortaya koyduğu seçimler 1876'da Genç Osmanlıların çabalarıyla ilan edilen Meşrutiyet sayesinde yapılmıştı. Bu seçimlerde seçilme şartlarından en önemlileri; güvenilir, dürüst ve ahlaklı olmak, Türkçe bilmek, erkek ve 25 yaşını doldurmuş, siyasi suçtan ve cinayetten mahkum olmamaktı. Osmanlının son dönemindeki bu seçimlerde, kadınların oy kullanamaması hariç olmak üzere şartlar çok güzel değil mi sizce de? Aynı seçimlerde İstanbul'da seçmen olmak için en az iki yıldır İstanbul'da oturma şartı vardır. Ne ilginç değil mi? Günümüzde otobüslerle kişilerin ilden ile, ilçeden ilçeye kilometrelerce taşındığı, taşıma oylar düşünüldüğünde...


Meşrutiyet dönemindeki seçim tecrübelerinden bahsettikten sonra Cumhuriyet dönemine geçelim.
Cumhuriyet döneminde ilk TBMM, Osmanlı Mebusan Meclisinin 16 Mart 1920'de İstanbul'un işgali sonrası dağıtılmasından sonra, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adına Mustafa Kemal'in çağrısı ile yapılan seçim sonrası 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplandı. İlk Meclis, kurulduktan üç yıl sonra 1 Nisan 1923'te seçim kararı aldı. 18 yaşını bitiren her erkek fert seçme hakkına sahipti. Bu çağrı üzerine Haziran-Temmuz 1923'te iki dereceli, basit çoğunluk sistemine göre seçimler yapıldı.
Bu seçimlerden üç ay sonra ise 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilerek Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyet tarihinin ilk partisi ise 9 Eylül 1923’te  Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu "Halk Fırkası”dır. Milli Mücadeleyi örgütleyen ve yürüten "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti"nin devamı olan parti, 9 Mayıs 1935'te "Cumhuriyet Halk Partisi" (CHP) adını aldı. CHP 1946’ya kadar tek başına iktidarda kaldı.

Tek parti döneminde yaşanan 1923, 1927, 1931, 1935 ve 1939 seçimleri, I. Meşrutiyet döneminde çıkartılan kanun temel alınarak, iki dereceli ve basit çoğunluk seçim sistemine göre yapıldı. Buna göre halk önce ikinci seçmenleri, onlar da "saylav" denilen vekilleri seçtiler.

1923 seçimlerinden sonra kurulan ikinci TBMM, ilk Meclis'in 20 Ocak 1920’de kabul ettiği ilk Anayasa'da (Teşkilat-ı Esasiye'de) değişiklikler yaparak iki yıllık milletvekilliği süresini dört yıla çıkardı, seçme yaşını 18, seçilebilme yaşını da 30 olarak belirledi.

1923, 1927 ve 1931 seçmenleri  erkeklerdi, tabiki seçilenleri de. Türk kadınına 1930'da Belediye, 1934'te ise milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Bunun sonucunda 1935 seçimlerinde 17 iken, 1936 ara seçimi ile bir artarak 18 kadın Meclise girdi. 

Tek parti dönemi, 1946’daki ilk çok partili seçimle sona erdi. İki dereceli seçim sistemi, tek dereceli çoğunluk seçim sistemine dönüştürüldü. Ancak "açık oy, gizli tasnif" yöntemi yerini korudu ve denetim adli birimler yerine idari birimlerce yapıldı. Bu nedenle sonuçlar üzerinde uzun tartışmalar yaşandı.

Bugünkü manada “Gizli oy, açık sayım” ise Türkiye seçim tarihine 1950’de girdi. Cumhuriyet Halk Partisi 395, Demokrat Parti 66 ve Bağımsızlar 4 milletvekilliği kazandı.

Bunları niye anlattım? Bugün herkes özgürce bu ülkede oy kullanabiliyorsa geçmişte bu yolu açan birileri sayesindedir. Bu konuda Genç Osmanlıların (Jön Türklerin), İttihatçı kadroların, Cumhuriyeti kuran Gazi Paşa ve arkadaşlarının hakkını teslim etmek gerekir.

Ülkemizdeki seçimlerin hayırlı olmasını dilerken, bekâ mı, vefâ mı yoksa mantığın mı kazandığının yorumunu sizlere bırakıyorum.


Burak CANDAŞ 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

NE BAYRAMLAR ESKİSİ GİBİ NE DE BİZ...

ÖNCE ADALET Mİ YOKSA KANUN MU?