NUH’UN GEMİSİNDEN BANDIRMA VAPURUNA!
Nuh Tufanını bilirsiniz, tüm kutsal kitaplarda, beşeri öğretilerde, Sümer, Asur ve Babil tabletlerinde ve yüzlerce ülkenin kültüründe bahsi geçer. Nuh Tufanı, Allah (C.C.) tarafından peygamber olarak görevlendirilen Hz. Nuh’a inanmayanların yeryüzünü kaplayan sular ile helak edildiği, ancak kendisine inananların ve gemiye alınan her canlı türünden birer erkek ve dişinin Hz.Nuh’un yaptığı devasa gemiye binerek kurtulduğu bir felaketin adıdır. Birçok Türk ve İslam kaynaklarında Türklerin doğuşu ve yeryüzüne yayılışı da bu olayla ilişkili gösterilir.
Hz. Nuh’un üç oğlu vardır; Ham, Sam ve Yafes…Tufan sonrası gemi Kuran-ı Kerim’de geçtiği gibi, (Güneydoğu bölgemizdeki) Cudi Dağı’na oturup, Hz. Nuh’a inananlar yeryüzüne inince, Hz.Nuh oğlu Yafes’e Doğu ülkelerini ve Rum (Anadolu ve çevresi) diyarını vermiştir. Bundan niye bahsettim?
Rivayetlere göre Nuh Tufanı günümüzden yaklaşık 4-5 bin yıl önce meydana geldiği düşünüldüğünde bu olayı Türklüğün yeryüzüne dağılışı, yeniden doğuşu olarak da gören görüşler mevcuttur. Binlerce yıl öncesinden Hz.Nuh’un Gemisi ile başlayan Türklüğün varoluş mücadelesi ve Türklüğün mukadderatı, binlerce yıl sonra yine bir gemi ile yani Bandırma Vapuru ile kesişmiştir.
Bu yıl 100. yılını idrak ettiğimiz 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışını da bu kapsamda değerlendirirsek hata yapmış olmayız herhalde. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’un ilk cümlesinde bahsettiği; “1919 senesi Mayısının 19. günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzarai umumiye” gerçekten dehşet vericidir:
“….Osmanlı Devleti harpte mağlup olmuş,…millet yorgun ve fakir bir halde,….Damat Ferit Paşa hükümeti aciz, haysiyetsiz, korkak…,ordunun elinden silah ve cephanesi alınmış,İtilaf donanmaları İstanbul’da, Adana Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askerleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor…4 gün önce Yunan ordusu İzmir’e çıkmış…” vaziyetin devamında Ermeni ve Rum çete ve cemiyetlerinin faaliyetlerinden, Rum ve Ermeni patriklerinin ihanetlerinden bahsediliyor.
Düşünmesi bile ne kadar zor değil mi İnsan dehşete kapılıyor. İşte böyle bir ortamda Samsun’a çıkılması Türklüğün yeni bir tufandan kurtuluş hikayesi değil de nedir? 100 yıl önce Paşa’nın maiyetindeki heyet; 23 subay ve uzman, Albay Refet Bey, 25 er ile erbaş ile 6 değerli attan ibaretti. Bu listedekilerin İstanbul’dan çıkış izni yani vizesi bir İngiliz Binbaşısı V.Milingen tarafından onaylandı. (*) Duruma bakar mısınız? 6 at için dahi İngilizlerden izin alınmış. Gerisini siz hesap edin.
Nutuk’un başlangıcındaki manzarai umumiyeden bahsettik. Şimdi de 19 Mayıs 2019’daki manzarai umumiyeden bahsedelim; 2009’da adına açılım veya çözüm süreci denilen süreç başlatılmış, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi yetkilileri Oslo ve başka yerlerde Şeyh Sait haininin torunları teröristbaşı Öcalan’ın ekibi ile (terör ile mücadele etmek adına!) görüşmüş, Habur sınır kapısından teröristler pkklı gruplarca davul zurna ile karşılanarak ülkemize girmiş, sınırda çadırda kurulan Türk (!) mahkemesinde ayaküstü yargılanıp serbest bırakılan teröristler, ellerini kollarını sağlayarak vatan toprağımızda dolaşıyorlardı.
Ardından Ergenekon, Balyoz, Ay Işığı gibi kumpaslarla Türk Ordusu tezyif edilmiş. Daha sonra çoğunluğu Fetö mensubu olduğu anlaşılan ancak siyasi iktidarın basiretsiz davranışı ile 2010 referandumunda yargıyı ele geçiren Fethullahçı yargı mensupları ile Kozmik Oda vakası sonucu ülkenin mahremine girilmiş, ardından Türk Genelkurmay Başkanı tutuklanıp, yüzlerce rütbeli subay ve emniyet mensubu da dahil olmak üzere hapislere tıkılmış ve ölümüne sebep olunmuştu.
Bundan daha da vahim olmak üzere İmralı’da yatmakta olan teröristbaşı Öcalan’ın sözde barış (!) mesajı 2013 yılı Nevruz kutlamalarında Diyarbakır meydanından okunmuştu. Daha ağır ne olabilir ki demeyin. Bundan daha elim ve ızdırap verici olmak üzere dönemin hükümet üyeleri, peşmergebaşı Barzani ve pkk şarkıları ile bilinen Şivan Perver’i Diyarbakır’da ağırlamışlar. Her dönemin sanatçıcı Tatlıses de yılların özlemini giderircesine Şivan Perver ile “Megri Megri” diye garip bir çığırtıyı gözyaşları içinde söylemişlerdi. Sene 2014’e geldiğinde ise bir 29 Ekim günü Barzani’nin peşmerge kuvvetleri Habur sınır kapısından girip ağır silahlarıyla pkknın Kobani dediği Ayn El Arap bölgesine geçiş yapmıştı. Geçiş yaparken ülkemizdeki pkk yandaşları tarafından yollarda çiçeklerle, sloganlarla ve en acısı pkk paçavralarıyla, teröristbaşı Öcalan posterleriyle karşılanmışlar, konvoyun güvenliğini sağlayan güvenlik güçlerimiz ise o gün belki de hayatları boyu unutamayacakları bir travmayı yaşamıştı. Türk Milleti ise donup kalmış, Cumhuriyet Bayramı gibi kutsal bir günde Barzani/Pkk/ şovunu izliyordu. Bu konvoy Suriye pkksı olan Pyd/Ypg güçlerine, yani bugün terör örgütü dediğimiz yapıya yardım için gidiyordu.
Ardından Türk Milletini ikna etmek için gönderilen ve dönemin Milliyetçi siyasileri tarafından Mütareke yıllarında işgallere tepkiyi azaltmak ve halkı işgale ikna etmek için Anadoluya gönderilen “Heyet-i Nasiha”ya benzetilen “Akil İnsanlar Heyeti” denilen ve içlerinde akademisyen, sanatçı, aydın, esnaf, iş adamı, siyasetçi gibi birçok ismin yer aldığı heyet Anadoluyu dolaştı!
Tüm bu süreçten sonra Fethullahçı yapı ile AKP siyasetinin ters düşmesi sonucu 17-25 Aralık 2013 Olayları ve devamında Fetö’ye operasyonlar yaşanmış. 28 Şubat 2015’te ise (gün seçimine dikkat 28 Şubat) Osmanlıdan yadigar, Atatürk’ün de bir süre kullandığı Dolmabahçe Sarayı Başbakanlık ofisinde milletimizin kanını donduran ve adına “Dolmabahçe Mutabakatı” denilen görüşme ve bildiri medyaya aktarıldı. Teröristbaşı Öcalan’ın 10 maddelik bildirisi ve mektubu HDP'li Sırrı Süreyya Önder tarafından okundu. Okunan metinde devletimizi, hükümetlerimizi, cumhuriyet yönetimini aşağılayan, suçlayan bir dil kullanılmıştı. Bir tarafta HDP heyeti, diğer tarafta AKP hükümetinin temsilcilerinin olduğu görüşme için HDP’li Süreyya Önder; “Ben orada devletin bakanıyla aynı hizada oturdum.” diyerek övünecektir! O gün bu çağrıyı olumlu bulup önemsediğini belirten Sn.Cumhurbaşkanı Erdoğan 1 yıl sonra “mutabakat diye birşey yok” demiştir.
Yanlış politikalar ve gafletin güçlendirdiği Fetö tarafından 15 Temmuz 2016’da darbe girişimi gerçekleştirilmiş, Türk ordusunun silahları, yıllardır içinde barındırılan kanser hücrelerinin zayıf anda harekete geçmesi gibi devleti ele geçirmeye çalışmış ve o meşum gecede yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştı. Muhalif bazı siyasilerin deyimiyle millet, devletini sokaktan toplamıştı!
Bugüne geldiğimizde manzara nedir? Aynı hataların tekerrürü gibi teröristbaşı Öcalan’ın tekrar önemli bir figür olarak piyasaya sürülmesi, avukatlarıyla görüştürülmesi toplumu endişeye sevk ederken, hepsinden daha vahimi ise MHP liderinin “Bana sorarsanız, (teröristbaşı Öcalan) avukatlarıyla görüşebilmeli..” şeklinde açıklamaları ve Milliyetçi camianın sus pus şekilde olanları kabullenmesi, izlemesidir.
Gördüğünüz gibi 19 Mayıs’ın 100. yılında siyasi tablo hiç iç açıcı değil, ekonomik tablo zaten bildiğiniz gibi! Allah sonumuzu hayretsin! Bu ahval ve şerait içinde kutlu olabiliyorsa 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınız kutlu olsun!
* Kazım Karabekir Müzesi arşivindeki belgeden alınan bu bilgiler, değerli araştırmacı Mustafa Gültekin’in Sn.Sadık Yaşar’dan iktibas ettiği bilgilerdir.
18 Mayıs 2019
Burak CANDAŞ
Yorumlar
Yorum Gönder