ADALET FALAN FİLAN
Geçen haftaki yazımı "Tüm bu yaşananlar bize, önce yasanın değil adaletin tesisinin önemli olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü böyle olmadığı sürece, çıkardığın kanunun, güç sahiplerince hakimiyet sağlama aracı olarak kullanılması da söz konusu." diyerek bitirmiştim. Sonrasında ülkede meydana gelen gelişmeler malumunuz.
"Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı nasıl demokrasinin olmazsa olmaz şartı ise jüristokrasi de aynı derecede büyük bir tehdittir." Bu ifadeler 2018'in Ekim ayında Sn. Cumhurbaşkanı tarafından kullanıldı. Sebebi neydi biliyor musunuz ? Danıştay'ın Andımızı kaldıran düzenlemeyi iptal kararını açıklaması! Sn.Cumhurbaşkanı, Danıştay'ın aldığı kararı jüritokrasiye benzetip, bunun büyük bir tehdit olduğunu ifade etmişti. (Hadi bu tavrı yadırgamadık da, andımız konusunda milliyetçileri temsil ettiği düşünülen siyasilerin suskunluğu ilginç. Neyse konumuz bu değil)
Neden bunları söyledim;
İstanbul'da yılan hikayesine dönen 31 Mart yerel seçimleri sonrası YSK'nın seçim iptali ve yenileme kararı da insanların aklına jüritokrasi söylemini getirdi. Jüritokrasi; yargı vesayetinin egemen olduğu, yargıçların devlet yönetimine müdahil olduğu yönetim biçimleri anlamında kullanılıyor. İstanbul seçimleri ile ilgili YSK kararı da milyonların vicdanında buna benzer şekilde yorumlandı diyebiliriz.
Seçimle ilgili öyle iddialar var ki akıllara zarar. İddiaları duyunca bir zamanlar Reha Muhtar'ın meşhur klişesi; "Nerde bu devlet?" diyesiniz geliyor. Mesela seçimle meşhur olan hepinizin malumu siyasi diyor ki; "Hiçbir şey olmasa dahi kesinlikle bir şeyler oldu. Ama fark edemedik." Bir bilim insanımız da diyor ki; "Özünde paranoid toplumu, iç siyasette de dış siyasette de üst akıllara, herkesin kendilerine oyun düzenlediğine ikna etmek de kolaydır. Ancak eşsiz liderlerdir ki bu oyunları bozabilir, öcüleri kovabilir."(1)
Yine de hayır bildiklerimizde şer (kötülük), şer bildiklerimizde hayır olabilir. Tam da bu manzaraya uyan bir hikaye vardır, iyilik ve kötülük üzerine...
"Günün birinde kuşun yuvasından düşen yumurtanın kırılması sonucu bir civciv yumurtadan çıkmıştır mevsim kıştır, civciv donmak üzeredir. Tam o sırada bir manda gelir, üstüne tam anlamıyla boca eder. Berbat bir duruma düşmüştür minik civciv ve sıcacık bocanın içinde kaybolmuştur. Mandaya nefretle sitem etmiştir, kendisini kötü bir duruma düşürdüğü için. Halbuki manda sayesinde donmaktan da kurtulmuştur. Sonra bir kedi gelir zavallı civcivi düştüğü kötü durumdan ve bocanın içinden çıkarıp itina ile temizler. Civciv, kediye karşı müthiş bir şükran ve minnet duyar, "iyilik ölmemiş" diye tam düşünürken temizlediği civcivi kedi afiyetle yer."
Şimdi burdan günümüzde yaşananlara istediğiniz çıkarımı yapabilirsiniz. Hikayedeki roller paylaşıldığında kim civciv, kim manda, kim kedi ? Yorumu siz yapın.
Hikayeye baktığımızda şunu düşünebiliriz;
- Sizi her kötü duruma düşüren düşmanınız değildir.
- Sizi her kötü durumdan kurtaran da dostunuz değildir.
Hikayede iyilik ve kötülüğü görüyoruz da peki adalet bunun neresinde? Günlük hayatta da bazen iyi zannettikleriniz sizin için kötü, kötü zannettikleriniz ise aslında iyi şeyler yapmaya çalışırlar. Peki adil midir bu insanlar? Bize iyiliği dokunan bir insan için çok iyi, mükemmel bir insan deriz, belki de adaletsiz, sahtekar bir insan olduğunu gözden kaçırırız.
Gerçekte de öyle değil midir? İyi olmak çok kolaydır, herkese mavi boncuk dağıtarak iyi anılabilirsin. Victor Hugo'nun da dediği gibi "iyi olmak kolaydır, zor olan adil olmak." Adaletli davrandığında herkesin gerçek yüzünü daha net görebilirsin. Çünkü adalette çıkar, menfaat bir tarafa kaldırılmış, adaletin terazisi ortaya konulmuştur. Adaletin kılıcının her iki tarafı da keser, kesmelidir de...Ayrıca "adaletin olmadığı yerde ahlak da ortadan kalkar" demiş Montaigne. Toplumumuzda ahlaksızlığın alıp yürümesinin bir sebebi de insanların hukukun üstünlüğüne, adalete olan inançlarının sarsılmasıdır.
Gördüğümüz gibi iyilik, adalet, ahlâk zincirleme bir etkiye sahip değerler. Yanlış yorumlandığında insanı yanıltır, toplumu çökertir. Doğru uygulandığında ise toplumu yüceltir.
Bu değerleri gözetip, kollayanlara selam olsun.
NOT: Yeniçağ Gazetesi yazarı, 15 Temmuz darbe girişimi öncesi yazdığı "İmamların Öcü" kitabıyla fetöcülerin korkulu rüyası olan Yavuz Selim Demirağ'a yapılan alçakça, korkakça saldırı nedeniyle kendisine geçmiş olsun diliyorum.
11.Mayıs.2019
Burak CANDAŞ
Kaynakça:
1. İskender Öksüz, Alt Akıl: Aptallar ve Diktatörler, Nisan 2017, s.137
Yorumlar
Yorum Gönder