1924 MECLİSİNDEN HOŞGÖRÜ DERSİ
Tarih 3 Mart 1924. Cumhuriyet henüz 5 aylık. Osmanlı hukuken sona ereli yani Saltanatın ilgası daha 2 yıl önce olmuş. O gün TBMM'de büyük bir hazırlığın son aşamasına gelinmiş; Yavuz Sultan Selim Han'dan beri 400 yıldır Türklerde olan ve İslâm dünyasının dinî temsil makamı olanhalifelik kaldırılacak...Böylece Osmanlı soyunun ressam olan tekmensubu, aynı zamanda müzisyen olan Halife Abdülmecid Efendi bu görevden azledilecekti.
Halifeliğin kaldırılma teklifi meclise Urfa Mebusu Şeyh Saffet (Yetkin) Efendi ve 53 arkadaşı tarafından verildiğinde TBMM'de sadece Halk Partisi var. Henüz ilk muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmamış ama tek kişilik de olsa bir muhalefet var: Gümüşhane Bağımsız Mebusu Zeki Bey. Zeki Bey'i bilenler Erzurum Kongresinde Mustafa Kemal'e olan tavrını da hatırlayacaktır. İflâh olmaz bir muhaliftir.
Zeki Bey halifeliğin kaldırılmasına tek başına karşı koymuş ve bu konudaki konuşmasının bir yerinde; "Bütün ekonomik ve tarımsal ve iç politika sorunlarımızı çözüme bağladık da yalnız Hilafetin kaldırılması sorunu mu kaldı? Arkadaşlar ben aşırı bir 'İslâm Birliği' yanlısıyım. Bu birliğin Türk ulusunca gerçekleştirilmesini isterim. Halifeden niçin bu kadar korkuyoruz? Onu Ankara'ya getirip Etlik bağlarının bir köşesinde de oturtabiliriz." der. Bunun üzerine Kuvayı Milliye Urfa kahramanı ve Kozan Milletvekili Ali Saip (Ursavaş) bir espri yaparak "Seni Hanedana damat yapalım Zeki Bey" diye söz atınca, Zeki Bey, "Sen varken bana sıra gelmez" yanıtını verir.
Halifeliğin kaldırılması hakkındaki kânun, (Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılması Hakkındaki 431 SayılıKanun), oturuma katılan 158 üyenin 157'sinin oyuyla kabul edildi. Tek ret oyunu Zeki (Kadirbeyoğlu) Bey vermişti. Halbuki Kastamonu Mebusu Miralay Halid (Akmansü) Bey de halifeliğin kaldırılmasına karşı çıkmış ancak oylamada kabul vermişti. İşin garibi halifeliği savunan bu iki mebus da belirgin bir dinî eğitim almamıştı, halifeliğin kaldırılması teklifini veren Şeyh Saffet Efendi ise sarıkla dolaşıyordu.
TBMM'de hem de Cumhuriyetin en taze zamanında, cumhuriyet ile bağdaşmayan hilafet konusunda savunma yapılması, Atatürk ile çok yakın dost olan TBMM başkanı Fethi Okyar'ın bu uzun mu uzun konuşmayı kesmemesi, Zeki Bey'e kimsenin saldırmaması, tek adam diye eleştirilen Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın en güçlü olduğu dönemlerde bu olayın yaşanması...Bu durumların hepsi de demokratik tavır yönüyle alkışlanası durumlar değil mi? Günümüzde olsa neler olurdu kimbilir! Konuşabilir miydi o tek kişi? Konuşsa bile linç edilir miydi?
Tabi bu demokratik tavırdan kasıt, Türk Milletinin âlî menfaatleri çizgisinde olmak şartıyladır. Aksi takdirde Meclis, Türk Milletine meydan okuma, vatanı bölme, bir kısmında özerk yapı oluşturma gibi ihanet planlarının seslendirileceği yer değildir. Ancak Zeki Bey'in tavrı kendisinin de belirttiği gibi Türk Milletinin liderlik ettiği İslâm birliğinin oluşturması yönünde bir tavırdır. Günümüzde demokrasi , halkların kardeşliği gibi kelimeleri kullanarak teröre hizmet edenlerin muhalefetindeki art niyet ile Zeki Bey'in Türk ve İslâm eksenli muhalefeti arasında dağlar kadar fark vardır. Hatta bugün halifelik sevdasıyla yanıp tutuşan, alt planında Türk'e ve Türk Milliyetçiliğine düşman olan güruh ile halifeliği tek başına savunan Zeki Bey arasında da dağlar kadar fark vardır.
Türk Milleti bu farkı anlayıp ona göre tavır koyması gereken birikime sahiptir.
3 Mart 2019
Burak CANDAŞ
Yorumlar
Yorum Gönder